Techland’in açık dünya zombi aksiyon serisi Dying Light, The Beast ile geri döndü. Peki yapım bizlere neler sunuyor? Oynamaya değer mi? Dying Light serisine yakışır nitelikte mi? Tüm detaylarıyla Dying Light: The Beast inceleme yazımız yayımda!
Dying Light: The Beast İnceleme
Dying Light serisinin son oyunu Dying Light: The Beast hakkında konuşurken, serinin geçmişinden bahsetmeden geçmek zor. The Beast, aslında Dying Light 2 için planlanmış bir genişleme olarak geliştirilmeye başlanmıştı. Dying Light 2 ise son yıllarda, adeta canlı bir mutant gibi, büyüyen, değişen ve şekil değiştiren bir oyun haline evrildi.
Geniş bir içerik sunan Dying Light 2, artık neredeyse bir “canlı hizmet” sandbox oyununa dönüşmüş durumda: günlük görevler, fraksiyon sistemi, mikro ödemeler ve hatta isteğe bağlı roguelike modu var. Oyunun parkur hareketleri daha akıcı ve yakın dövüş daha hızlı. Bu, oyunun tuhaf, yarı-medieval post-apokaliptik havasıyla biraz çelişiyor haliyle.
Kimine göre bu değişiklikler oyunu kurtardı, kimine göre bozdu. Ama ne olursa olsun, bugünkü Dying Light 2, 2022’de karşılaştığımız oyunla artık aynı değil. The Beast, DL2’nin karışık ve bazen fazla karmaşık halinden sıyrılıp, oyuncuya daha basit ve doğrusal bir deneyim sunuyor.
Oyun bizi Alp Dağları ve Castor Woods’un doğal alanlarına götürüyor; burada küçük endüstriyel ve konut bölgeleriyle çevrili bir turistik kasaba var. Eğer zombiler olmasaydı, burası yürüyüş yapmak için harika olurdu. Gündüzleri manzara harika, gece ise neredeyse tamamen karanlık ve güçlü “Ecel” zombilerle dolu.
Geceyi güvenli bir yerde geçirmeniz genellikle daha güvenli.

Etkileyici ışıklandırmalar sayesinde oyun gün doğumundan gün batımına kadar göz alıcı.
Pazarlamada gecenin korkutucu olduğu vurgulansa da, ben çoğu zaman sadece birkaç gizlilik ve kovalamaca sahnesi dışında geceleri çok önemsemedim. Dağ yollarında arabalar var; bunlar Dying Light 1’in büyük genişlemesi The Following’den hatırlayacağınız türden. Kolayca bulunuyor, yakıt ekleniyor ve ulaşımı kolaylaştırıyor. Fakat planör ve hızlı seyahat DL2’deki gibi artık yok.
Yürüyerek gezinmek ve her zaman düşmanlara dikkat etmek heyecan verici, ama merkezi kasabanın dışındaki ormanlar ve tarlalar, Villedor’un sokakları ve gökdelenleri kadar zorlu değil.
Yakın dövüş sistemi neredeyse Dying Light 2’nin mevcut haliyle aynı; stamina göstergesi artık sadece dövüş eylemleri için kullanılıyor. Önceden hızlı veya yüksek efor gerektiren hareketler de stamina’yı tüketiyordu. Dövüş, yine tatmin edici; etkileri ağır ve ses efektleri çok hoş, ayrıca ölülerdeki bölgesel hasar çok kanlı ve tatmin edici.
Yeni bir sistem olarak “Canavar Modu” eklenmiş. Dövüş sırasında öfke çubuğunu dolduruyorsunuz; çubuk dolunca kısa süreliğine neredeyse yenilmez olup, zombileri çıplak ellerinizle parçalayabiliyorsunuz.

Bu mod, özellikle boss dövüşlerinde sizi güçlü hissettiriyor, ama esas olarak oyun içi bir “kolaylaştırıcı” olarak işlev görüyor. Bir diğer yenilik ise hasar görmüş yakın dövüş silahlarını sahada onarma seçeneği. Neredeyse bedava ve anında yapılabiliyor. Her silahı yalnızca 4-5 kez onarabiliyorsunuz, ama tam olarak tükendiğinde genellikle yenilerini bulmuş olduğunuzdan endişeye yer kalmıyor.
Dying Light 2’yi seven biri olarak The Beast’ten de keyif aldım; özellikle DL2’nin ana döngüsünün daha yalın hali gibi hissettirmesi beni mutlu etti. Ferahlattı. Birçok fraksiyon, itibar sistemi ve günlük görevler ortadan kalkmış. Dikkate alınacak tek sayı seviye puanı;. DL2’nin geniş kentsel zindanları, Karanlık Bölgeler’e yöneltilmiş. Bu bölgelerde yer alan zombileri temizleyip çeşitli kaynaklar toplayabiliyorsunuz.
Geceyi beklemenize gerek yok. Oyun, bir lokasyonda uzun süre takılmanızı istemiyor; uzun zindan keşifleri özlense de, bu eklentiler hikayenin daha akıcı ilerlemesini sağlıyor. Hikayeye gelecek olursak, ana karakterimiz Kyle Crane geri dönüyor. Başlangıçta neşeli bir FPS karakteriydi, ama şimdi on üç yıl boyunca Baron adlı çılgın bir bilim insanı tarafından işkence görmüş ve deneylere tabi tutulmuş.

Kaçtıktan sonra, yeni rolü olan kaslı ve damar dolu kollarıyla, acımasızca intikam yemini ediyor. Ve intikam almak için en iyi yolun, yerlilere yardım etmek, seviye atlamak ve bosslardan mutajenik güç suyu çıkarmak olduğuna karar veriyor. Kyle, PS3/360 döneminin tipik karanlık intikamcısı gibi görünse de, kişiliği pamuk gibi.
Yan karakterlere iğneleyici bir şekilde “patron” demek veya direkt konuya geçmelerini istemek dışında, işkence gördüğü on üç yıl boyunca yaşadığı durumlarla ilgili pek bir belirti yok. Bu, serinin her zaman yaşadığı sorunlardan biri: hem kişisel drama hem de çizgi roman tarzı abartıyı yakalamaya çalışıyor ama ikisini de tam olarak başaramıyor.
Neyse ki, Baron oyunu tamamen abartılı aksiyon-horror camp türüne taşımak konusunda başarılı bir kötü karakter. Techland ara sahnelerde Baron’u onu sık sık göstererek enerji katmanımızı artırıyor. Aristokrat bir kötü deha, sınırsız kaynak, dağ tepesinde villa ve geniş bir laboratuvar kompleksi var.
Amacı yeni ve daha ölümcül mutantlar yaratmak, ki neredeyse hepsi bir şekilde kontrolden çıkıyor… Adeta freni olmayan bir Albert Wesker gibi. Kendi yarattığı felaketler karşısında şaşırmıyor. Her kaçan yaratığı yeni bir test fırsatı olarak görüyor. Bayıldım! Boss dövüşleri, açık dünyada karşılaşılan özel zombilerin güçlendirilmiş versiyonlarına karşı yapılıyor.

Ben oyunu PS5 üzerinde oynadım ve teknik açıdan genel olarak tatmin edici bir deneyim sundu. Grafikler oldukça detaylı, özellikle gün doğumu ve gün batımı sahneleri etkileyici; ışıklandırma ve gölge geçişleri atmosferi oldukça güçlendiriyor. Oyun, PS5’in hızlı SSD’si sayesinde yükleme sürelerini minimuma indiriyor ve parkur hareketleri neredeyse anında tepki veriyor.
Ayrıca oyunda performans modu ve görsel kalite modu seçenekleri sunulmuş; performans modunda daha stabil 60 FPS akıcılığıyla oynayabilirken, görsel kalite modunda ışıklandırma ve çevre detayları daha öne çıkıyor, ancak FPS’te zaman zaman düşüşler yaşanabiliyor.
Hangi modu seçerseniz seçin, PS5 donanımı oyunu keyifle deneyimlemenizi sağlıyor. Gelelim en can sıkıcı noktaya. Bazı görevlerde takılma sorunlarıyla karşı karşıya kaldım. Hayır, nereye gideceğimi bilmemek manasında değil, bildiğiniz görevin ilerleyişi donup kalıyor. Öldürmem gereken düşmanların ortaya çıkmaması görev akışını bozduğundan birkaç kez oyunu tekrar başlatmak zorunda kaldığım oldu.
Bu tür aksaklıklar nadir de olsa deneyimi zaman zaman bölebiliyor; fakat oyunun temel parkur ve dövüş mekaniklerini etkilemiyor. Gelecek güncellemelerle takılma sorunlarının acilen ortadan kaldırılmasını umuyorum.
Oyunda yetenek ağacı da oldukça önemli bir rol oynuyor ve dövüş ile parkur deneyimini kişiselleştirmenize imkan tanıyor. Kyle Crane’ın yetenek ağacı temel olarak üç ana kategoriye ayrılıyor: Yakın Dövüş, Parkur ve Canavar Modu. Yakın dövüş yetenekleri, silah kullanımını ve yumruk-darbe kombinasyonlarını güçlendiriyor; bazı yetenekler kritik hasarı artırırken, bazıları rakipleri yere serme veya hızlı saldırı kombinasyonları ekliyor.

Parkur yetenekleri, daha hızlı tırmanmayı, düşüşlerden daha az hasar almayı ve çeşitli çevresel etkileşimleri açmayı sağlıyor. Canavar Modu ise, öfke barınızı doldurduğunuzda devreye giren güçlerinizi geliştirmeye odaklanıyor; örneğin daha uzun süre neredeyse hasar almadan düşmanları parçalayabiliyor veya yetenek barını daha hızlı doldurabiliyorsunuz.
Yetenek puanları görevleri tamamlayarak ve düşmanları alt ederek kazanılıyor, bu da oyunu oynadıkça karakterinizi istediğiniz gibi şekillendirmenize imkan tanıyor. Bu sistem, özellikle daha zorlu düşmanlar ve Behemoth gibi büyük boss savaşlarında stratejik seçenekler sunuyor ve dövüşleri tekdüzelikten uzaklaştırıyor. Canavar Modu yeteneklerinin sadece boss savaşlarından elde edildiğini de belirtmeden geçmeyelim.
Ah, bu arada oyun Türkçe dil desteğine sahip. Teşekkürler Techland! Seviliyorsun <3
İnceleme yazımızı toparlayacak olursak; Dying Light: The Beast, serinin DNA’sını korurken taze ve dinamik bir deneyim sunmayı başarıyor. Parkur, dövüş ve Canavar Modu’n birleşimiyle adrenalini yüksek, sürekli hareket halinde bir oyun akışı sağlıyor. Kyle Crane’ın macerası, hem nostaljik hem de modern unsurları dengeliyor; Türkçe altyazı desteği sayesinde hikayeyi rahatça takip edebiliyorsunuz.

Grafikler, ışıklandırma ve detaylı çevre tasarımı oyunun atmosferini güçlendiriyor ve Alpler’in vahşi doğasında hayatta kalmak gerçekten keyifli hale dönüştürüyor. Her ne kadar bazı teknik aksaklıklar ve görev sınırlamaları olsa da, bunlar oyunun genel zevkini gölgeleyecek kadar büyük değil.
Dying Light: The Beast, zombi hayatta kalma ve aksiyon türünü sevenler için adeta bir nimet. Eğlenceli, yoğun ve yer yer komik unsurlarıyla, serinin en dikkat çekici ve akıcı deneyimlerinden biri olarak öne çıkmayı başarıyor. Peki siz Dying Light: The Beast inceleme yazımız hakkında ne düşünüyorsunuz? Oyunu satın almayı planlıyor musunuz?
İlginizi Çekebilir: Dead Rising Deluxe Remaster İnceleme
Düşüncelerinizi hemen aşağıda yer alan yorumlar sekmesi üzerinden bizlerle paylaşmayı unutmayın sevgili geek.tr okuyucuları.
Dying Light: The Beast (PS5)
Dying Light: The Beast, zombi hayatta kalma ve aksiyon türünü sevenler için adeta bir nimet. Eğlenceli, yoğun ve yer yer komik unsurlarıyla, serinin en dikkat çekici ve akıcı deneyimlerinden biri olarak öne çıkmayı başarıyor.
Artılar
- Akıcı ve Tatmin Edici Dövüş Sistemi
- Türkçe Dil Desteği
- Görsel Detaylar ve Işıklandırmalar
- Hikaye Yalın ve Sürükleyici
- Kötü Karakter İlgi Çekici
- Boss Savaşları Çeşitli ve Merak Uyandırıcı
Eksiler
- Görev Çeşitliliği Sınırlı
- Animasyon Hataları ve İlerleyişi Baltalayan Görevsel Takılmalar



